1 seneyi aşkın yazdığım yazılarımı uzun zamandır takip eden ve olumlu tepkiler veren okurlarım ile yazmış olduğum ekonomik analizlere acımasız eleştiriler yapan, fakat daha sonra yazdığımız analizlerin doğruluğunu gördükten sonra eleştirmekten vazgeçen okurlarım da dahil yazılarımı takip eden tüm okurlarıma öncelikle teşekkür ederim.
Zaman içerisinde yaptığım ekonomik analizlerin piyasa yatrırımcılarından, finansal analistlerden, brokerlardan, ekonomi yazarlarından, bilim adamlarından ayrıştığını gören siz kıymetli okurlarıma bugünkü yazımda yeni ekonomik konjöktürde henüz başlangıç aşamasında olan Büyük Ekonomik Buhrandan bahsedeceğim.
Geçtiğimiz haftalardaki yazılarımda da dile getirdiğim, özellikle Avrupadaki borç sorunuyla ilgili 28.06.2011 tarih ve Global Krizin Azgın Dalgaları isimli makalemde belirttiğim;
Halbuki gelişen bu krizde Yunanistanda başlayan bu kriz hareketini nitelik olarak temelde kurumsal olmaktan ziyade devletler nezdinde oluşmuştur. Yunanistanda oluşan bu risk olgusu, sadece Yunanistanla sınırlı değildir. Yunanistan tahvillerinin % 40 ını elinde tutan Almanya ve Fransa, ellerindeki varlıkların erimesine seyirci kalmamak için, geçtiğimiz hafta defalarca açıklamalar yapsalar da sonuçların getireceği süreçte, Yunanistandaki risk durumu finanse etmekte çok da rahat edemeyecekleri için, Yunanistandaki riski tüm Avrupa Birliği üye ülkelerinin üzerine yıkmak isteyeceklerdir. Bu durumda diğer üye ülkeler, risk primi satın almak istemeyecekleri için sonuç kaçınılmaz olarak felaketle neticelenecektir. Avrupa Birliği Komisyonun 2010 yılı itibariyle kamu borçlarının milli gelire oranı bakımından sıralama Yunanistanda yüzde 140, İtalyada yüzde 119, Belçikada yüzde 99, İrlandada yüzde 97 şeklinde sıralanmıştır. Bu tabloda Yunanistandan sonra en önemli risk, öncelik sıralamasına göre İtalya, İrlanda ve Belçikada bulunmaktadır
Metninde görüleceği üzere Yunanistanda sorundan daha da önemlisinin İtalya olduğu gerçeğini aylar öncesinde yazmış, sorunun içinden çıkılmaz bir hal hal aldığı yeni konjöktür sürecinde hafta sonunda Belçikanın da notu da kredi derecelendirme kuruluşları tarafından düşürülmüştür. Borç sorunu bakımından oldukça zor dönem geçiren Avrupada her geçen gün sıranın hangi ülkede olduğunun belli olmadığı bir süreçten geçen Avrupada geçtiğimiz hafta tüm Avrupa borsaları haftayı satışlarla kapattı.
Satışların yoğun şekilde yaşandığı geçtiğimiz hafta EUR/USD paritesindeki en kritik teknik destek seviyesi olan 1,3450 aşağı yönlü olarak kırılmış, A.B.D. Ham Petrolün 97.41 $a gerilediği, emtia piyasalarında diğer emtialarda da satışların yaşandığı, Doların her geçen gün daha da değerlendiği, Dow Jones ve S&P 500un haftayı kayıplarla kapattığı, Dow Jonesun kritik destek seviyesi olan 10.900 seviyesine her geçen gün yaklaştığı bir ortamda borsa endeksleri Avrupadan gelecek her olumsuz haber sonrası kayıplarına devam edecektir. Bu ise global piyasalarda satışların hızlanmasına ve Doların tüm uluslar arası para birimleri karşısında değerlenmesine neden olacaktır.
Yunanistanda sefalet günlerinin yaşandığı; İtalyada, İspanyada hükümetlerin değişmesine neden olan Yeni Global Kriz süreciyle ilgili 24 Şubat 2011 tarihli Yeni Küresel Krizin Başlangıcı isimli makalemde ekonomi tarihinde ilk tahmin eden bir ekonomist olarak, o yazımda belirttiğim bu kriz sürecini ekonomi tarihinde hangi ekonomist, hangi bilim adamı bu krizi şahsımdan önce tahmin etmiştir ? – Kriz kahini olarak ün yapmış olan sayın Roubini de dahil olmak üzere...- Ekonomik görüşleri bakımından şahsımın ekonomik analizleri ile örtüşen görüşleri bulunan sayın Roubini bile yeni kriz sürecini şahsımdan haftalar sonrasında dile getirmiştir.
Aylar öncesinde yazdığım bu yeni kriz sürecinin merkezindeki problem unsur olan Avrupadaki borç krizi, bu krizden çok daha tehlikeli bir sürece, global ekonomilerde yeni büyük bir ekonomik buhranın başlamasına neden olacaktır. Bu tezi yazmamda ki en önemli etmen ise, Avrupanın borç yükünü çözebilmek amacıyla devletlerin alacakları tasarruf paketlerinin, geliştirmekte zorlandıkları büyüme oranlarını iyice zayıflamasına ve negatif oranlara gerilemesine neden olacağıdır.
Bu bağlamda Avrupada borç stoğu bakımından sorunlu ülkeler, mevcut borçlarını ödeyebilmek için borçlarını döndürebilecek bir hareket alanı oluşturacaklardır. Borçlarını döndürmek için açılan tahvil ihalelerinde sürekli olarak artan faiz oranlarıyla borçlanmak zorunda kalan bu ülkeler, borçlarını ödeyebilecek bir hareket alanı sağlamak için ya kamu harcamalarında kesintiye gidecek ya da kamudaki bazı kamu varlıkları satarak kaynak sağlayacaklardır. Bu da doğal olarak, ekonomilerinde küçülmeye, küçülme ise bu ülkelerin büyüme rakamlarına olumsuz yönde etki edecektir. Varlık satışlarından elde edilecek kaynaklar, ekonomik büyüme alanlarına aktarılmadığı sürece negatif büyüme oranları kronik bir hal alacaktır.
Global piyasalarda böyle bir tabloda piyasalara müdahale edecek üç ülke bulunmaktadır: ABD, Çin ve Almanya... Bunlardan ABD, kendi ekonomi tarihinde ilk kez kredi notunun kırıldığı bir dönemde – ki bu durumun olacağını 01.08.2011 tarihli Küresel Ekonomilerde Büyük Felakete Hazır Olun isimli yazımızda yazdığımız - ABD Başkanın Obamanın Senatodan 440 milyar dolarlık bir teşvik paketini geçiremediği bir ortamda A.B.D.nden global piyasaları toparlayacak FEDden ölçek bakımından önemli yeni programlar beklemek hata olacaktır.
A.B.D.nde tablonun olumsuz olacağı böyle bir dönemde Almanya, Avrupadaki diğer ülkelerin borç stoğunu tek başına üstlenmek istemediği için piyasaları toparlayacak bir kaynak program açıklamayacaktır. Nitekim bu konuda Almanyanın özellikle ortak tahvil fikrine ve Avrupa Merkez Bankasının kaynaklarının tamamını bu kriz sürecinde kullanılmasına karşı çıkması, sorunu tek başına üstlenmek istemediğinin en önemli göstergesidir.
Çin ise A.B.D. ve Almanyanın uygulayacağı bu para politikalarına uyum sağlayarak, bu iki ülkeden herhangi bir teşvik programları açıklanmadan piyasalara müdahale etmeyecektir. Bu konuda Çin 2008 krizinden bu kriz sürecine kadar global piyasalarda yeterince büyümüş, hızlı büyüme sonrasında Çinin iç piyasasında enflasyon sinyallerinin ortaya çıkmasına neden olmuş, bu durum sonrasında ise Çin faiz artırımlarına başlamıştır. Çin ekonomisinde bu gelişmeler sonrasında Çin, yeni çıkacak kriz sürecinde fırsatları lehine çevirme becerisini yine gösterecektir.
Tüm dünyada böyle gelişmeler olurken, Türkiye piyasalarında borsa geçtiğimiz haftaki yazımızda belirttiğim 48.500 seviyesine doğru hareketine devam etmiş, 49.500 seviyesine kadar gelen satışlar sonrasında gelen alımlarla haftayı 51.000 seviyesinde tamamlamıştır.Türkiye borsasında böyle gelişmelerin olduğu bir ortamda Dolar uzun zamandır ısrarla savunduğum 1.750 seviyesini kırmış durumdadır ve 1.900 seviyesine doğru hareketine devam etmektedir. Bu bağlamda T.C. Merkez Bankasının alacağı hangi önlem olursa olsun, yurtdışındaki gelişmelere paralel hareket edecek olan döviz fiyatları artışına, Türkiye borsası ise kayıplarına devam edecektir. Türkiye cari açık konusunda acil önlemler almadığı müddetçe bu sorun kalıcı olarak devam edecektir.
Doların yükselişine devam edeceği (2.000 li seviyelere), Türkiye borsasının yeni hedef seviyesi olan ve orta vadede alım seviyesi olacak olan 42.000-43.500 seviyesine kadar gerileyeceği, Euronun EUR/USD paritesindeki düşüşe paralel olarak zayıflayacağı önümüzdeki süreçte Altın fiyatları, ons fiyatları bakımından düşüşüne 1.530 USD seviyesine kadar devam edecektir. Türkiye borsasında 42.000-43.500 seviyesindeki alım seviyesi kısa vadeli bir alım seviyesi olup, maksimum 1-1.5 ay süre sonrasında yükseliş yerini tekrar düşüş trendine bırakacaktır.
Altın fiyatlarında önemli bir uluslar arası bir fon yatırıma başlamadıkça Altın fiyatlarında yukarı yönlü hareket olmayacaktır. Bu bağlamda kriz dönemlerinde güvenli liman olarak ün yapana Altın, bu ünvanını yeni kriz döneminde kaybedecektir.
İSA BÜYÜKGÜLLÜNÜN YAZISINA FACEBOOKTA DA YORUM YAZABİLİRSİNİZ
Yeni krizin başlangıcı :
Google'da Ara
Yeni krizin başlangıcı